Benim Yoga Yolculuğum

Güncelleme tarihi: 4 Ağu 2021


Fiziksel ve zihinsel açıdan hastalıklı geçen 2018 yılının son aylarında, üst üste gelen türlü rahatsızlıklardan ve aksiliklerden tamamen kendim sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmiş ve bu bilgiyle ne yapabileceğimi düşünüyordum. “Düzgün beslenen, sporunu aksatmayan bir insanım. Ben neden bu kadar çok hasta oluyorum? Bu işte bir iş var.” diye düşündüğüm sıralarda bir de üzerine uzun sürede iyileşecek bir diz sakatlığı yaşayınca tabiri caizse dünyam başıma yıkıldı. Fiziksel olarak çok aktif geçen yılların ardından sol dizimdeki çapraz bağ yırtığı sebebiyle gelen bu mecburi “durma” halini kendime hiç yakıştıramıyordum. Psikolojimi çökertmeden acil bir eylem planı yapmalıydım.



Midemdeki kronik sıkıntılar sebebiyle daha detaylı bir tedavinin başlangıcında olduğum günlerde, 4.500 TL olduğunu öğrendiğim endoskopi de artık kapıda olunca önce beslenmeye el attım; kendimce fena bulmadığım beslenme şeklime daha yakından bakıp bazı ayarlarıyla oynadım (çok sonralarda bunun yoganın da önerdiği beslenme şekline yakın olduğunu öğrendim). Sonuç olumlu olunca keyfim yerine gelir gibi oldu, “başlamışken durmayayım, yeni yıl kararları almanın tam sırası” dedim 2018’e veda ederken.


Sırada, koşuya ve dansa mecburen ara verdiğim içim bozulan zihinsel sağlığımı yerine getirmek vardı. “Sabahları güne daha erken başlarsam ve o erken saatleri sadece kendime ayırırsam günüm daha güzel geçer” şeklindeki hipotezimi, 2 Ocak itibariyle test etmeye başladım ve erken kalkıp da ne yapacağımı bile düşünmeden saatimi 6:30’a kurdum. İlk gün kendime güzel bir kahvaltı hazırladım, güneşin doğuşunu izledim, Irma’yla uzun uzun hiç acele etmeden vakit geçirdim. İkinci gün, evi biraz topladım, ofise giderken giymek istediğim kıyafetlerimi ütüledim ve kitap okudum. Üçüncü gün, günün o saatlerindeki sessizliğin meditasyon için çok elverişli olduğuna karar verdim. Ve dördüncü gün, dizime çok yüklenmeden de yapabileceğim bazı pozların varlığıyla yogaya düştü aklım...


Sabahları erken kalkarak tamamen kendi “iyileşme” sürecim için kazandığım vakti, hem fiziksel hem de zihinsel faydasını çocukluğumdan beri defalarca kez gördüğüm yogaya ayırmak, arayıp da bir türlü bulamadığım ama aslında hep gözümün önünde duran “ev anahtarım” gibiydi. Daha önce takip ettiğim ve yogaya başlamak isteyen herkese özellikle rahat anlatımı sebebiyle tavsiye ettiğim bir Youtube hesabı ile 30 günlük yoga serisine işte o gün başladım. Sonra tek başına o serideki videolar yetmemeye başlayınca, gelişmek istediğim alanlarla ilgili daha fazla yoga pozu ve meditasyon yönlendirmesi aradım. İlk günlerde 20-30 dakika ile sınırlı olan yoga seanslarımı, böyle böyle 45-60 dakikaya taşıdım. 30 günü tamamladığımda, kendimdeki olumlu gelişmelere hem sevindim hem de hayret ettim. Beslenmemde yaptığım değişikle beraber düzenli yogaya başlamam sayesinde bir ay içerisinde gözle görülür şekilde kilo verdim, cildim canlandı, daha dik bir postürle hareket etmeye başladım ve daha da önemlisi fiziksel ve zihinsel hastalıklarımı teker teker yenmeye başladım.


Tadı damağımda kalınca bir stüdyoya üye olarak düzenli yogaya devam etmenin tek başına yeterli gelmeyeceğine ikna oldum ve yoga pratiğimde daha da derinleşmek; işin felsefesine ve anatomisine yakından bakmak için çok da ilerisini düşünmeden eğitmenlik eğitimi almaya karar verdim. Tek soru işareti, dizimdeki sakatlığın ne zaman geçeceği idi.


Başladığım fizik tedavi seansları da tam olarak aynı döneme denk geldi. Başlarda bozuk olan moralimi yoga ile birlikte toparlayınca 7. seanstan itibaren iyileşmeye inanmaya başladım ve 15 seansın sonunda, yürürken topallamadığım, merdiven inerken duraksamadığım eski günlere dönmemin şerefine Nisan ayının ortasında bir gün Mayıs ayında başlayacak eğitmenlik eğitimine kaydımı yaptırdım…


Sonra, yeniden başlayıp bir önceki seneki “ben”i geçtiğim koşu ve fitness antrenmanlarım, yeniden döndüğüm ve çok eğlendiğim dans derslerim, işyerinde değişen organizasyon şemasıyla “daha iyi bir ben” olma çabalarım, hafta sonlarımdan feragat eder gibi göründüğüm ama hepsi adeta küçük birer tatil gibi hissettiren yoga eğitimlerim, koşturmacalı tatillerim, küçük çekirdek ailemle geçirdiğim tatlı zamanlar, geniş aile buluşmalarım, dost meclislerim derken 2019’un başından itibaren hemen her gün devam ettirdiğim bireysel yoga pratiklerimle kendimi yine yeniden keşfetme yolculuğumda şimdiki zamana geldim.


Aktif ve sağlıklı bir hayat benim için hep önemliydi ama bu yaşam tarzı daha önceleri sanki temeli sağlam olmayan ve beklenmedik bir anda yıkılıveren şaşalı bir binaya benziyordu. Yogayı hayatımın temeline oturtmak ve her yeni gün bu temeli daha da sağlamlaştırmaya çalışmak aldığım en güzel karardı. Burada da yoga yolculuğumda başımdan geçenleri, öğrendiklerimi, kendimi keşfetme çabalarımı küçük notlarla paylaşıp bir nevi günlük tutmaya niyetlendim.


O zaman, günlüğüme hoş geldin! Keyifli okumalar...