Kanamalı Gebelik ve Uygulamalı Polivagal Teori




Saat 03:56. Kanama sebebiyle hastanedeyiz yine. Kamil İstanbul'da. İkinci oldu bu. Kamil'den uzaktayken kanama yaşamak ve hastaneye yatmak zorluyor. Geçen sefer babam getirmişti ve serum sonrası çıkmıştım. O zaman kanama da kesilmişti zaten. Ama şimdi aktif devam ediyor ve bu yüzden önlem olarak hastaneye yatışım yapıldı. Endişeliyim. Ya da dümdüz diyeyim: bayağı korkuyorum. Arada bacaklarım titriyor yine. Aslında evde sakinleşmiştim. Yoğun bakım bebek hemşiresi az önce odaya gelene kadar da iyiydim. Ama formları paldır küldür doldurmaya girişince çok gerildim. Çünkü şöyle başladı konuşma - müthiş kibar bir tonda fakat - "Merhaba, ben yenidoğan yoğun bakım bebek hemşiresiyim. Bu süreçte bebeğinizle biz ilgileneceğiz. Birkaç sorum olacak"

Cevaben şu döküldü ağzımdan "Bebeğim şu an benimle ama? Biraz gerildim siz böyle deyince.."

Sonra bunun rutin bir prosedür olduğunu, olur da doğum gerçekleşirse o zaman bu bilgilerin gerekli olacağını, bunun için önceden aldıklarını söyledi. Eğer miadında doğarsa o zaman bebek odası biriminin ilgileneceğini ve onların da bu bilgileri yine önceden alacaklarını ekledi. Sonra da güzel temennilerle rahatlatmaya çalıştı beni. Fakat bilgileri verirken gerildim bir kere. Ve tam da bunun üzerine kanama akışını hissettim. Zaten çişim gelmişti. Hemşire gidince tuvalete kalktım ve tuvalette çok çok kan aktı, yeni ped taktım takip edebilmek için. Ve sonra da yatıp bunları yazdım, hem unutmayayım hem de beni biraz rahatlatsın yazmak diye. Böylece titrememi de biraz kontrol edebiliyorum sanki..


Gecenin başından anlatayım: 12.30'da çişe kalktığımda pedde kahverengi akıntı çevresinde hafif bordomsu renk görünce noluyor demiştim. Geçiyordu çünkü artık, kahverengi onun göstergesi - eski kan. Ama bordo kötü. Daha da kötüsü parlak kırmızı. Peçeteye baktım. Bordo. Sonra tuvalete. Kırmızı. Çişle gelmiş. Önce bilemedim ne yapacağımı. Remedilerimden aktif kanama için kullandığıma geçeyim dedim ama ayakta gezmek de istemedim solüsyonu hazırlamak için. Annemleri kaldırayım dedim. Önce bir kıyamadım. Yorgunlardı. Hem zaten belki de kesilirdi, devam etmezdi kanama. 15 dakika durabildim. Ama sonra baktım ki titremeler geleyazıyor, tekrar tuvalette kontrol ettim ve annemle babamı uyandırmaya karar verdim.


Hemen kalktılar. Babam bacaklarıma masaj yaptı (terapistimin geçmiş travmamla savaşmak için önerisi), annem bana kanamalarda kullandığım remedi solüsyonumu hazırladı. Beni rahatlatan müzikler eşliğinde ben de meditasyon yaptım, annem reiki enerjisi ile destekledi. Bacaklarımın titremesi geçtiğinde doktoruma yazdım önce. Çünkü iyi de hissetsem, ya işler yolunda gitmezse? Bu riski alamayacaktım. Her şeyi doğru yapmak istiyordum. Bebeğimizi görelim, her şey yolundaysa zaten geri geliriz diye düşündüm.


Doktorum mesajımı görmeyince aradım. Artık saat 01:06 olmuştu. "Şu an iyiyim ama belki de anlamıyorum kasılmam var mı yok mu.. Ne yapayım sizce? " diye sordum, "hastaneye gel, doğrudan üçüncü kata çık, ben hemşirelere haber veriyorum, nst'ye alsınlar seni" dedi. Bu bilgiden sonra babam arabayı kapının önüne getirdi, annem çanta hazırlamaya girişti. İkisi de biraz panik haldeydi, ama ben rahattım. Hatta annemi ben yönlendirdim sakince "önce üzerini değiştir, ben iyiyim" dedim, sonra da çantaya koyacaklarını söyledim. Geçen sefer hastaneye yattığımızda çantayı benim için güzelce hazırlayıp Kamil'e hiçbir şey almamıştık. Pijama ve odada giyecek terlik en çok eksikliğini hissettiğimiz şeydi. Bu sefer öyle olmasın istedim.


Sonra köpekleri evde bırakıp hep birlikte hastaneye yol aldık. Babam bizi bırakıp gitti, ihtiyaç halinde çağırırız dedik. Annemle içeri girdik ve hiç tekerlekli sandalyeye bile oturmadan rahatça çıktım yukarı. Zaten bekliyorlardı bizi, hemen nst odasına aldılar. Her şey yolundaydı. Ama peddeki kanama alanını doktora da söylemişler, "yatışını yapalım, önleyici ve tedbiren tedaviye başlayalım" demiş. Öylelikle yattık hastaneye. Herhalde saat 2 filandı.




Çeşitli iğneler ve damar yolu açmalardan sonra saat başı bebeğin kalp atışlarını ve benim nabız & tansiyon değerlerimi kontrol edeceklerini, mümkün mertebe ayağa kalkmamam gerektiğini söyleyerek gitti hemşiremiz.


Annem uyu biraz dedi ama ben uyuyamadım. Bebek tabii çok hareketliydi, o da bütün gece uyumadı. Annemle sakin sakin sohbet ederken işte yoğun bakım bebek hemşiresi geldi ve gitti. Sonra ben yattığım yerde kan akışını hissedince yeniden gecenin en başına döndüm ve bacaklarım titremeye başladı.


Aslında tek konu kan akışını hissetmek de değil. Hemşirenin başta dedikleri gerçekten tüylerimi diken diken yaptı. Hatta yan gözle annemi gördüm, oturduğu yerde o da dikleşti hemşireyi dinlerken. Nerde o 5 dakika önce, kendilerini güvende hissederek sohbet eden ikili, nerde bu gergin ve savaş-kaç tepkisi veren bedenler... Bir anda polivagal teorinin basamaklarında en üstteyken en alta düşüverdik ikimiz de.


Yani ne kadar önemli aslında seçilen kelimeler... Kanama sebepli hastaneye yatan bir gebeye, dünyanın en tatlı tonuyla da olsa "bebeğinizle biz ilgileneceğiz" diyerek bilgi vermeye başlamak yerine "rutin bazı bilgiler almam lazım sizden, bunlara çok yüksek ihtimalle şu an ihtiyacımız olmayacak ama olursa diye hazırlıklı olmak adına hastanenin yürüttüğü bir prosedür" dese böyle olmazdı. Çünkü bu bilgiyi vermeden pata küte sorulara girişince, "bir saniye, şu an burada benim bilmediğim bir şeyler oluyor" diye düşündüm. Ve sonra zihnim başladı ışık hızında senaryo üretmeye.


- Doktorumuzla hemşiremiz konuştu. Bize henüz söylemediler panik yapmayalım diye ama ters giden bir şeyler var. O yüzden yenidoğan yoğun bakım biriminin de hazırlıklı olmasını istediler.

- Bebeğimiz bu gece, birkaç saat içinde doğacak. Hatta acaba ondan mı bu kadar hareketli?

- Kasılmalarım başlamış olabilir mi? Pelvik tabanımda bir ağrı var. Gaz da olabilir tabii. Ama ya gaz değilse? İlk doğumumda gaz sancısıyla doğum kasılmalarını karıştırmıştım. O böyle değildi sanki ama ya bu seferki de böyleyse?

- Bebeğimiz doğacak, bu gece.

- Beni acil sezaryene alacaklar.

- İkinci bir doktor da ameliyata giriyor demişti doktorum plasenta previa vakalarında. O doktora da haber vermişlerdir tabii şimdi.

- Deli gibi korkarak ameliyathaneye gireceğim.

- Kamil? KAMİL YOK. Annem arar herhalde. Gelebilir mi hemen? Onu daha aramamıştım her şey yolundaysa telaşlandırmayayım diye. Duyar mı telefonunu?

- Kamil gelecek.

- Bebeğimiz çoktan doğmuş, küvözde. Çelimsiz, çok küçük. 1 kilodan az.

- Annem ve Kamil camın dışından bebeğimize bakıp hıçkıra hıçkıra ağlayacaklar. Sürekli dua edip birbirlerine sarılacaklar.

- Ben ameliyattan çıktıktan sonra bebeğimizi görmek isteyeceğim, uzaktan gösterecekler. Acaba ne zaman dokunabileceğim? Ne zaman sarılabileceğim? Emzirebilecek miyim?

- BEBEK BEZLERİ? Yıkanabilir bebek bezi almıştım, yenidoğana uygun. O bile küçük gelecek şimdi. Sen istediğin kadar hayal kur, plan yap. Al işte.


Bunları ben detaylı detaylı düşünmedim. Bunlar benim zihnime çoğu zaman aynı anda hücum etti. Saniyeler içinde. Duramadım yerimde tuvalete kalktım. Tuvalette çişimle akan kanı görünce de bütün bu düşünce zincirine kanıt gibi oldu.


Yatağa döndüm serumu sürükleyerek, annem de yanımda. O zaman konuştum "bacaklarım titriyor benim. karnımın altında ağrı var, belki de gaz sancısı ama ya değilse.." Annem yine titreyen bacaklarıma masaj yaptı, ben de o sırada nefeslerimi izledim. Sakince, burnumdan alıp ağzımdan üfleyerek upuzun verdim. Kısacık meditasyonumda iki şeyi tekrarlamak bana çok yardımcı oldu:


1) Belki de zihninde ürettiğin bu şeyler gerçek olacak. Ama şu an bunun için yapabileceğin hiçbir şey yok. Zaten bu tedbirleri alabilmek için hastanedesin, rahatla ve olacak olana kendini bırak. Ne olursa olsun içinden geçecek gücün olacak. Daha önce böylesini yaşamadın belki ama başka başka zorlukların içinden de aynen bu tutumla geçtin, hatırla.


2) Bebeğinin, onun ve senin için en sağlıklı zamanda doğacağını içeriden bir yerden çok emin şekilde hissediyorsun. O zaman tekrarla "bunu biliyorum ve buna izin veriyorum şimdi" (tırnak içindeki ifade sevgili Sezen'den.. Bu sesi kafamın içine yerleştiren hamile meditasyonu grubumuza müteşekkirim)


Ve sakinleşmek için denediğim her meditasyon pratiğinden sonra olduğu gibi bunun sonunda da bir karar belirdi: "Hemşireyi çağır, nst'ye bağlan ve hissettiğin şeyin kasılma olup olmadığını öğren."


Bunun akabinde kasılma yaşamadığımı anladım. Zaten ciğer geliştirme iğnelerinin yan etkisi olabilir gibi gelmişti, geçen sefer de benzer bir şey olmuştu çünkü. Biraz daha çişim var gibiydi. Tuvalete gittim, sandığımdan fazlası varmış. Hatta bir de bağırsaklarım bozulmuş. Çünkü neydi? Sempatik sinir sistemi aktifken pek çok sisteme dur emri veriliyordu. Çişin varsa da sırası değil diyordu beden. Önce yaşamı garantile de sen... sindirim, boşaltım filan sonra.






Bunları daha olurken ya da olduktan kısa bir süre sonra anlayabilmek ne büyük lütuf. Hemen anneme anlattım. "Bana bunlar oldu az önce, sana da bu oldu" dedim. Yeniden çıktık sakin bir sohbetle en tepedeki sosyal etkileşim basamağına. Titremelerim geçti, nefeslerim sakinleşti. Acıktım. Çorba getirdiler içtim, sonra kısa süreli de olsa uyudum, hatta bebeğim de uyudu. Merhaba parasempatik sistemim canım.


Gece karanlıktı. Ama sonra şafak söktü. Güneş hep doğuyor işte. Her şey geçiyor. Basamaklarda bazen üçer beşer düşülüyor, ama anlarsan nerede olduğunu, içeriden bir yerden sorabilirsen "şu an bana ne oluyor?" diye, düşülen basamaklar tekrar çıkılıyor.


İşte yoga bence bu.


(Merak eden, mesaj atan herkese teşekkürler. Dinlenirken yetişemedim hepsine, sadece tarihe not olarak gece-sabah arası yazdıklarımı paylaşmak istedim. Güzel enerjileriniz bana ulaşıyor, çok sağ olun, iyi ki varsınız. Ben de bebeğimiz de iyiyiz ve evde dinleniyoruz.)